Rekabetin korunmasını amaçlayan 4054 sayılı Kanun’da emredici nitelikte hükümler ve bu hükümlerin ihlali durumunda uygulanacak yaptırımları içeren düzenlemeler yer almaktadır. Kanun’un esasını teşkil eden 4, 6 ve 7. maddeler, emredici hükümler içeren maddeler olarak bu Kanuna aykırı eylem ve işlemleri belirlemekte, Kanuna aykırılığın yaptırımları ise ayrı bir konu olarak diğer maddelerde düzenlenmektedir.
Kanun’un 5. Kısmı, “Rekabetin Kısıtlanmasının Özel Hukuk Alanındaki Sonuçları” konusuna ayrılmıştır. Bu kısımda yer alan dört maddede (m.56-59) geçersizlik ve tazminat yaptırımları düzenlenmiştir.
Geçersizlik ve tazminat konularında büyük ölçüde Borçlar Hukuku'nun klasik ilkeleri geçerli olmakla birlikte 4054 sayılı Kanun’un bu ilkelerden ayrıldığı bazı hususlar göze çarpmaktadır:
-
BK.m.65’in uygulanmayacağına dair m.56/II.
-
Tazminatın hesaplanmasına dair m.58.
-
Haksız fiilin konusunu oluşturan uygulamaların ispatlanmasına ilişkin m.59.
4054 sayılı Kanun’un 56. maddesinde düzenlenen geçersizlik yaptırımı, Borçlar Hukukunda yer alan, kanuna aykırı sözleşmelerin geçersizliği ile aynıdır. Butlan yaptırımına tabi olan bu tür hukuki işlemler, yapıldıkları andan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğurmazlar. Bir anlaşma veya kararın geçersizlik yaptırımına tabi olması için, 4. madde kapsamına girmesi ve 5. maddedeki muafiyetten yararlanmaması gerekmektedir. 4. madde kapsamına giren anlaşmalar zaten kendiliğinden hüküm doğuran mutlak butlan yaptırımına tabidirler. Ancak bu yaptırımın sonuçlarını doğurması için anlaşmanın 5. maddedeki muafiyetten yararlanmaması gerekmektedir.
Anlaşmanın bir bölümünün kısmi butlanla sakat olması durumunda ise, taraflar anlaşmanın geçerli olan hükümlerinden doğan hak ve borçlarını yerine getirmekle yükümlüdürler. Ancak uygulamada, söz konusu hak ve borçların anlaşmanın sakat bölümüne mi, yoksa geçerli bölümüne mi ilişkin olduğunun tespiti konusunda güçlükler ortaya çıkabilir. Böyle bir durum için genel kural koymak zor olacağından, tespitin somut anlaşma veya karar bazında yapılması isabetli olacaktır.
Anlaşma ve kararların geçersizliğinin ilk sonucu bu anlaşma ve kararlardan doğan borçların ifasına ilişkindir. Kanun’un 56. maddesine göre, geçersiz anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifası istenemez. Dolayısıyla kendi borcunu yerine getirmiş olan taraf, karşı taraftan borcunu ifa etmesini isteyemez ve bu tür bir taleple mahkemeye başvuramaz. Taraflardan birisinin ifayı talep etmesi durumunda, karşı taraf geçersizlik itirazında bulunabilir. Mutlak butlanla sakatlanmış bir sözleşme başlangıçtan itibaren hiçbir hak ve borç doğurmayacağından esasen ortada ifa edilecek bir borç bulunmamaktadır.
Rekabeti kısıtlayıcı anlaşma veya kararın geçersizliğinin bir diğer sonucu da bu anlaşma veya karara göre ifada bulunmuş olan tarafın yerine getirdiği edimleri geri isteme hakkının ortaya çıkmasıdır. 4054 sayılı Kanun’un 56. maddesinde, daha önce yerine getirilmiş edimlerin geçersizlik nedeniyle geri istenmesi halinde tarafların iade borcunun BK.63 ve 64. maddelerine tabi olacağı ve ahlaka aykırı bir amaçla verilmiş şeylerin iadesinin istenemeyeceğine ilişkin bulunan BK.65. maddesinin bu Kanundan doğan ihtilaflara uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. BK 63. maddesi, sebepsiz zenginleşmeden doğan iade borcunun kapsamına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Dolayısıyla taraflar bu durumda verdiklerini geri isteyebileceklerdir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan tazminata ilişkin düzenlemeler incelendiğinde, Kanun’un 57. maddesinde öncelikle bu Kanun kapsamında doğan tazminat yükümlülüğünün tarafları ve şartlarının ele alındığı görülmektedir. 57. maddenin ifadesinden, zarar gören herkesin tazminat davası açabileceği açıkça anlaşıldığından, 58. maddede zımnen ifade edilen “tüketicilerin” ve açıkça belirtilen “rakip teşebbüslerin” örnek olarak verildiği, tazminat davasının davacılarını belirtmek üzere sınırlı sayma yoluna gidilmediği kabul edilmelidir. Nitekim 58. maddenin asıl amacı, tazminat davasının taraflarını değil, ödenecek tazminat miktarının nasıl hesaplanacağını belirlemektir.
Kanun’un 58. maddesinin birinci cümlesinde, zarar görenlerin ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödeyecekleri bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilecekleri ifade edilmiştir. Rakiplerin tazminat hakkına ilişkin olan 58. maddenin son cümlesinde ise, zararın hesaplanmasında, zarar gören işletmelerin elde etmeyi umdukları bütün karlarının geçmiş yılların bilançoları da dikkate alınarak hesaplanacağı ifade edilmiştir. Rakip teşebbüslerin uğradıkları bu zararın türü ise, yoksun kalınan kardır. Rakip teşebbüslerin zararlarının hesaplanmasında kullanılan bir yönteme göre, teşebbüslerin malvarlıklarının mevcut durumdaki miktarı ile rekabet kısıtlanmamış olsaydı ulaşacağı miktar arasındaki fark esas alınmaktadır.
4054 sayılı Kanun’da, zararın hesaplanmasına ilişkin olarak yer verilen son derece önemli bir düzenleme, 58. maddenin ikinci fıkrasında yer alan üç katı tazminata ilişkin hükümdür. Buna göre; zarar, tarafların “anlaşmaları ya da “kararları” veya “ağır ihmallerinden" kaynaklanıyorsa, hâkim zarar görenlerin talebi üzerine uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir. Üç katı tazminatı öngören bu düzenleme, Kanunumuza Amerikan Rekabet Hukukundan esinlenerek alınmıştır. Tazminat hukuku ilkeleri ile bağdaşmayan bu kural, maddede her ne kadar “üç katı tazminat” ifadesi kullanılsa da, tazminat değil bir tür cezai yaptırım niteliği de göstermektedir. 58. maddenin son fıkrasında, üç katı tazminata hükmetme konusunda mutlaka zarar görenlerin bu yönde bir taleplerinin bulunması gerektiği belirtilmekle birlikte, “hükmedebilir” şeklindeki ifadeden bu konuda hâkime takdir yetkisi tanındığı görülmektedir.
Kural olarak, tazminat talebinde bulunan kişi, haksız fiilin unsurlarının oluştuğunu ve meydana gelen zararın miktarını ispatlamak zorundadır. Rekabet hukukunda da bu genel kural geçerli olmakla birlikte, Kanun’un 59. maddesinde, uyumlu eylemlere ilişkin olarak 4. maddedekine benzer bir karine getirilerek bu ispat yükü ters çevrilmiştir. Zarara uğradığını iddia eden kişi açısından, uyumlu eylemlerle ilgili bir ispat kolaylığı getirilmiştir. 59. maddenin ikinci fıkrasında, rekabeti kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaların her türlü delille ispatlanabileceği ifade edilmiştir. Bu hüküm, taraflara delil serbestisi kolaylığı sağlamakla birlikte, tazminat talebi için sadece rekabetin kısıtlandığının ispatlanması yeterli olmayıp, haksız fiilin diğer unsurlarının (kusur, zarar, illiyet bağı vs) da ispatlanmasının gerektiği unutulmamalıdır.
|