Ortaklık kültürü kavramı, bireysel girişime nazaran daha avantajlı olan durumlarda birden çok kişinin veya kurumun imkânlarını bir araya getirerek birlikte bir teşebbüs oluşturmasını ve bu teşebbüsün etkin bir biçimde sürdürülmesini sağlayacak davranışları ve kurumlaşma yeteneklerini ifade eder. Ortaklıklar çok farklı şekiller alabilmektedir. Ortakların bir teşebbüsün sadece hissedarı olduğu durumlar yanında hem hissedar, hem de yönetimde karar verici olduğu ortaklıklar da söz konusu olabilmektedir. Aynı şekilde sadece bireyler arasında ortaklıklar olduğu gibi, kurumlar arası ortaklıklar da söz konusu olabilmektedir. Dar anlamda ortaklık kültürü kavramı, bireyler arasında hem hissedarlık, hem de yönetimde rol almaya dayalı birlikteliği ifade etmektedir. Genel olarak ortaklık kültürü, rekabet sürecinde sinerji etkisinden etkin bir biçimde yararlanılmasını ve rekabetin etkin işleyişini sağlayabilen önemli bir kültürel zenginliktir. Ancak bazı ortaklıkların rekabet sürecini olumsuz biçimde etkilemesi de mümkündür. Diğer taraftan ortaklık kültürü, rekabet süreçlerinin etkisi altında gelişen ve yaygınlaşan bir olgudur. Bu bağlamda rekabetin ortaklık kültürünü geliştirme işlevinden söz etmek mümkündür. Burada sorgulanmasında yarar bulunan hususlar, ortaklık kültürünün rekabet sürecine yapabileceği potansiyel etkilerin neler olduğu ve rekabet sürecinin ortaklık kültürünü geliştirme işlevini nasıl yerine getirdiğidir.
Ortaklık kültürünün yarattığı sinerji etkilerinin rekabet sürecindeki rolünü beş ana başlık altında ele almak mümkündür:
İlk olarak, oraklık kültürünün geliştiği ortamlarda piyasalara giriş engelleri önemli ölçüde azalmış olacaktır. Ortaklık, piyasalara yeni giriş süreçlerinde çok karşılaşılan sermaye yetersizliği, bilgi ve yetenek yetersizliği, pazarlama yeteneği yetersizliği, hatta risk alma eğilimi yetersizliği veya cesaretsizlik gibi engellerin aşılmasında etkili olacaktır.
İkinci olarak, ortaklığa dayalı girişimlerin yaygın olduğu ortamlarda firmaların rekabet baskısı yaratma ve rekabet baskısına dayanma güç ve eğilimleri daha fazla olacaktır. Yeni ortakların yaptıkları sermaye katkıları prensip olarak kısa dönemde maliyeti sıfıra yakın olan bir kaynaktır. Aynı şekilde ortaklığın teşebbüslerin bilgi, yetenek veya teknoloji ihtiyacına göre de genişletilmesi mümkündür. Böylece ortaklıkların rekabet sürecindeki zorluklara daha hızlı uyum sağlaması, karşılaşılan darboğazları daha kolay bir biçimde aşması söz konusudur.
Üçüncü olarak ortaklık, teşebbüslerin minimum etkin boyutta oluşturulabilmesi, ölçek ve kapsam ekonomilerinden de en uygun düzeyde yararlanabilmesi açısından önemlidir. Ortaklık kültürünün geliştiği ülkelerde “küçük olsun benim olsun” yaklaşımı yerine, kurulan işletmenin en uygun boyutta olması endişesi ön planda tutulabilecektir. Bu çerçevede ortaklık kültürünün geliştiği ülkelere piyasalardaki firma sayısının da en uygun düzeyde kalması olasılığı yüksek olmaktadır.
Ortaklıklar, teşebbüslerin zor günleri daha kolay atlatmaları açısından da önemlidir. Günlük hayatın dalgalanmaları içinde ailevi sorunlar veya sağlık sorunları, bireysel girişimleri önemli ölçüde olumsuz etkileyebilmektedir. Bu bağlamda ortaklık, zor günlerde bir çeşit “yedek gücün” devreye girebilmesi anlamına gelmektedir.
Ortaklık, teşebbüslerin kurumlaşması açısından da önemli bir husustur. Ortaklıklarda kurumlaşma düzeyi genellikle bireysel girişimlere göre daha yüksek düzeyde olmaktadır. Çünkü ortaklıklar kurumlaşma ihtiyacını artırıcı ve her ayrıntının kurala bağlanmasını zorlayıcı etkiler yaratmaktadır. Kurumlaşma, özellikle teşebbüslerin belli bir büyüklüğün üzerine çıkabilmeleri açısından önem kazanmaktadır.
Ortaklık kültürünün gelişmiş olması, rekabeti çeşitli şekillerde olumlu yönde etkilemekle birlikte, başarısız bir ortaklığın rekabet sürecinin etkinliğini azaltıcı etkileri de söz konusudur. Ortaklık süreçlerinde ortaya çıkan aksamların kaynaklarını üç ana başlık altında ele almak mümkündür. Bunlardan birisi bilgi asimetrisinden kaynaklanan ahlaki istismar tehlikesidir. Bu durum zaman içinde ortakların belli bir işbölümü çerçevesinde veya karşılıklı güven anlayışı içerisinde otonom veya tek başına kararlar almaları durumunda ortaya çıkabilmektedir. Ahlaki istismar, özellikle küçük hisseli ortakların yarattıkları bir durumdur. Ahlaki istismarın ortaya çıkması, bazı hallerde ortaklığa son verilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Ortaklıkları zorlayan bir diğer konu, katkı asimetrisi sorunudur. Burada ortaklardan birisinin veya bazılarının teşebbüs için daha büyük bir çaba sarf etmesi söz konusudur. Bu katkı farklılıklarının paylaşımda da sorunlar yaratması kaçınılmaz olabilmektedir. Aynı şekilde şirket gelirlerinin ne kadarının şirket bünyesinde bırakılacağı, yani şirketin büyümesinin nasıl sağlanacağı konusu da önemli görüş ayrılıklarına neden olabilmektedir. Nihayet yetki ve sorumlulukların paylaşımı gibi konular da önemi uzlaşmazlık unsurlarıdır.
Ortaklar duygusal nedenlerle de anlaşmazlığa düşebilmekte ve bu durum şirketin etkin karar alma yeteneğini azaltıcı sonuçlar yaratabilmektedir.
Aslında ortaklık kültürünün gelişmesi, bu tür sorunlara kurumlaşmış çözümlerin getirilebilmesini ifade etmektedir. Bu açıdan yasal güvenceler ve hukuk sisteminin işlerliği birinci derecede önemli bir husustur. Hukukun etkin işlemediği ve davaların yıllarca sürüncemede kaldığı ortamlarda ortaklık kültürünün gelişmesi mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan ortaklığın hukuki açıdan geçerliliği olan yazılı kurallara bağlanması geleneği de sürdürülebilirlik açısından çok önemlidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kültürel nedenlerle yazılı sözleşme yapma eğilimi oldukça düşük olmaktadır.
Ortaklığın yaratabileceği güçlükler nedeniyle, rekabetin olmadığı veya etkin işlemediği ortamlarda ortaklığa gitme ve ortaklığı sürdürme eğilimleri de sınırlı kalacaktır. Diğer bir ifade ile ortaklık, esas itibarıyla rekabet ortamının zorladığı bir girişim biçimidir.
Rekabet süreci firmaları mutlaka minimum etkin boyutta faaliyet göstermeye zorlayıcı etkiler yaratacaktır. Bu çerçevede ortaklık bir tercih olmaktan çok bir mecburiyet olarak ortaya çıkmış olacaktır. Aynı şekilde rekabetin etkin işleyişe zorlayıcı etkileri, bireysel girişimin yarattığı çeşitli belirsizliklerin ve yetersizliklerin aşılmasını zorunlu kılacaktır. Rekabet ortamında ailevi sorunlar yaşayan veya sağlık sorunlarıyla karşılaşan bir teşebbüsün kapısını bir süre kilitleyerek ileride yeniden faaliyete geçmesi mümkün olmayacaktır. Bu çerçevede ortaklık, rekabet sürecinin, rekabetin gereklerini yerin getiremeyen firmaları elimine etme işlevine karşı direnci arttıran bir olgudur.
Şüphesiz farklı ortaklık modelleri, ortaklığın başarısını belirleyici etkiler yaratacaktır. Bireyler arası ortaklık ile kurumlar arası ortaklık arasında önemli farklılıklar vardır. Kurumlar arası ortaklıkta, ortaklardan birisinin veya birkaçının aynı piyasada yer alması, rekabet süreçlerinde koordinasyon riskini arttırıcı etkiler yaratabilecektir. Aynı şekilde her birisinin yönetimde fiilen rol aldığı az sayıda ortak arasında kurulacak ortaklık ile sadece hissedar konumunda olup yönetimde yer almayan kişilerin oluşturduğu ortaklıklar arasında da etkinlik açısından önemli farklılıklar vardır. Bu durumda mülkiyet ile yönetimin ayrılmasından ve yönetimin tamamen profesyonellerin eline geçmesinden kaynaklanan çeşitli sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Esasen ortaklık kültürü kavramı daha çok yönetim ve sahiplikte birlikte ortaklığı ifade etmektedir.