Rekabet Kurumu'na başvurular iki ana başlık altında toplanabilir:
a. Şikayetler
Tüm kişi ve kuruluşlar, rekabet ihlali olduğunu düşündüğü uygulamalara ilişkin olarak Rekabet Kurumu'na şikayette bulunabilirler. Şikayetler dilekçe şeklinde olabileceği gibi, telefon, faks veya e-mail yoluyla da yapılabilir. Şikayetçinin kimliğini açıklaması zorunlu olmayıp ihbar şeklinde yapılan başvurular da dikkate alınmaktadır. Yapılan başvurunun kısa sürede incelemeye alınabilmesi için, şikayet konusuna ilişkin olabildiğince ayrıntılı bilginin ve varsa belgelerin Kurum'a sunulması faydalı olmaktadır.
b. Menfi Tespit/Muafiyet ve Birleşme/Devralma Başvuruları
Menfi Tespit/Muafiyet başvurularını anlaşmanın taraflarından herhangi birisi yapabilir. Bu başvuruların Rekabet Kurulu tarafından yayınlanan 1997/2 sayılı Tebliğ'de yer alan bildirim formunun doldurularak yapılması gerekmektedir.
Benzer şekilde birleşme/devralma işlemlerine ilişkin başvuruları da işlemin taraflarından herhangi birisi yapabilir. Bu başvurular Rekabet Kurulu tarafından yayınlanan 1997/1 sayılı Tebliğ'de yer alan bildirim formu doldurularak ve gerekli evrak eklenerek yapılır.
Menfi Tespit/Muafiyet ve Birleşme/Devralma başvurularına ilişkin bildirim formlarında istenen tüm bilgilerin tam ve doğru olarak verilmesi gerekmektedir. Bu bilgilerde sonradan meydana gelecek değişiklikler de Kurum'a bildirilmelidir.
Bildirime tabi olan anlaşmaların veya birleşme/devralmaların bildirilmemesi ya da başvurularda yanıltıcı veya yanlış bilgi verilmesi halinde Kurul'un idari para cezası uygulama yetkisi vardır.
Rekabet Kurumu'na yapılan hiçbir şikayet veya başvuru için harç ya da başka bir ad altında herhangi bir masraf yapılmamaktadır.
Rekabet Kurumu yalnızca şikayet ya da ihbar üzerine mi harekete geçer?
Rekabet Kurumu, kendisine yapılan ihbar, şikayet veya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın talebi üzerine soruşturma açabilir. Ancak yetkisi bunlarla sınırlı değildir. Kurum piyasada rekabetin engellendiğini basından, yürütülen diğer soruşturmalar sırasında edinilen bilgilerden veya herhangi bir yoldan haberdar olursa kendiliğinden (res'en) soruşturma açabilir. Özetle söylemek gerekirse, Rekabet Kurumu rekabet ihlallerine karşı herhangi bir başvuru olmaksızın da harekete geçebilir.
Rekabet Kanunu "Haksız Rekabeti" de kapsamakta mıdır?
Rekabet Kanunu'nda yasaklanan davranışlar için "haksız rekabet" kavramının kullanılması yanlıştır. Rekabet kuralları, rekabeti kısıtlayıcı, bozucu ya da önleyici teşebbüs ya da teşebbüs birliği davranışlarını yasaklamaktadır. Rekabet Kanunu'nda yasaklanan eylemler, haksız rekabet yaratan değil ancak mevcut rekabet düzenini bozan ya da bozmaya çalışan fiillerdir. Diğer yandan, esas olarak Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan "haksız rekabet" kavramı, Rekabet Kanunu'nun kapsamında olmayan eylemleri içermektedir. Ticaret Kanunu'ndaki haksız rekabeti düzenleyen maddeler (56'ncı madde vd.); teşebbüslerin rekabet etme haklarını iyiniyet kurallarına aykırı bir şekilde kullanarak ticari faaliyette bulunmalarını yasaklamakta ve kişileri rekabet hakkının suistimaline karşı korumaktadır.
Teşebbüslerin değişik yollarla kamuoyuna kendi faaliyetleri ya da rakiplerinin faaliyetleri hakkında aldatıcı bilgi sunmaları, rakiplerini iyiniyet kurallarına aykırı şekilde kötüleyerek onlarla rekabet etmeye çalışmaları, rakiplerinin marka ya da ürünlerini taklit etme, rakiplerin ad ya da ünvanlarını kullanma gibi yollara başvurmaları haksız rekabet olarak değerlendirilmekte ve haksız rekabet kurallarınca yasaklanmaktadır. Bu bağlamda haksız rekabet ekonomik değil ahlaki ilkelere dayanmaktadır. Haksız rekabetin yasaklanmasından beklenen asıl amaç, bireysel olarak haksız rekabete maruz kalan teşebbüs ya da teşebbüslerin korunmasıdır ve başvuru mercii adli yargıdır.
Teşebbüslerin hak ve yükümlülükleri nelerdir?
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Rekabet Kurulu'nun görev ve yetkilerini belirlerken, teşebbüslere de bazı hak ve yükümlülükler getirmiştir.
Kurul, taraflara göstermediği, bilgi sahibi yapmadığı, dolayısıyla savunma hakkı vermediği bilgi ve belgelere dayanarak karar veremez. Hakkında soruşturma açılan teşebbüs, kendisiyle ilgili olan her türlü evrak ve delilin bir örneğini isteme hakkına sahiptir. İlgili teşebbüs bu şekilde soruşturmada kullanılan her belge ve delile karşı savunma yapma imkanına sahip olmaktadır. Haklarında soruşturma yürütülen teşebbüsler kendilerini üç kez yazılı olarak savunabildikleri gibi, isterlerse sözlü olarak da savunma yapabilirler. Teşebbüsler, soruşturma süresinin sonuna kadar karara etki edebilecek her türlü belge ve delili Kurul'a sunabilirler.
Kurum personeli teşebbüslerin ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgelerini korumakla yükümlüdürler. Aksi davranış yaptırıma bağlanmıştır.
Teşebbüsler Rekabet Kurulu kararlarına karşı Danıştay'a başvurabilirler.
Bu hakların yanında teşebbüslere bazı yükümlülükler de getirilmiştir. Bunlardan ilki Kanun'un 4. maddesi kapsamındaki anlaşma ve kararlar ile izne tabi olan birleşme ve devralmaların Kurul'a bildirilmesine ilişkindir. Bildirimlerin süresi içinde yapılmaması durumunda Kurul'un para cezası uygulama yetkisi vardır.
Rekabet Kurulu, çalışmalarını yürütürken gerekli gördüğü takdirde teşebbüslerden ve kamu kurumlarından bilgi isteyebilir. Bu bilgilerin Kurul tarafından belirlenecek süre içinde doğru ve eksiksiz olarak verilmesi gerekmektedir.
Rekabet Kurulu tarafından yetki belgesi verilerek görevlendirilen uzmanlar, gerekli hallerde teşebbüslerde yerinde inceleme yapmaktadırlar. Uzmanların her türlü evrak ve belgeyi inceleme ve suretlerini alma yetkileri vardır. Yerinde incelemeler sırasında teşebbüslerin uzmanlara gerekli yardımı sağlamaları ve istenen bilgileri doğru ve eksiksiz olarak vermeleri, incelemenin kısa sürede tamamlanmasını ve doğru sonuçlara ulaşılmasını sağlamaktadır. Yerinde incelemenin engellenmesi ve yanlış veya eksik bilgi verilmesi hallerinde Kurul teşebbüslere idari para cezası uygular.
Kamu teşebbüsleri de Rekabet Kanunu kapsamında mıdır?
Rekabet Kanunu'nun uygulama alanının sınırları, 4054 sayılı Kanun'un "Kapsam" başlıklı 2 nci maddesinde çizilmiştir. Söz konusu maddeye göre Kanun'un uygulama alanının odağında; "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüs", bulunmaktadır. Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3 üncü maddesinde teşebbüs tanımına açıklık getirilmektedir. Buna göre teşebbüs; "piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler", olarak tanımlanmaktadır. Bu noktadan hareketle, ekonomik faaliyette bulunan kamu veya özel nitelikteki her türlü teşebbüs, Rekabet Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir. Teşebbüslerin kamu kurumlarına veya özel kişilere ait olmasının önemi yoktur.
Nitekim çok sayıda Rekabet Kurulu kararında, kamu teşebbüsü niteliğindeki teşebbüsler soruşturma kapsamına alınmış ve bu süreç sonunda idari para cezasına çarptırılmıştır. Bu kararlar içinde en çarpıcı olanları, Türk Telekomünikasyon A.Ş. ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bir şirketi olan Belko A.Ş. kararlarıdır.
Bir rekabet ihlalinin sona erdirilmesi için her zaman soruşturmanın sonuçlanmasını beklemek gerekir mi?
Öylesine rekabet ihlalleri söz konusu olabilir ki, Rekabet Kurulu'nca bu ihlalin altı ay veya bir yıllık süre içinde soruşturulmasının ve karar alınmasının beklenmesi halinde ciddi ve telafisi mümkün olmayacak zararlar ortaya çıkabilir. İşte bu gibi durumlarda Rekabet Kurulu, Kanun'un 9 uncu maddesinin son fıkrasının kendisine verdiği yetkiyi kullanarak koşulları ihlal öncesi duruma çevirecek tedbirler almaya yetkilidir. Bir başka ifade ile, Rekabet Kurulu "acil müdahale aracı" biçimindeki geçici tedbir yetkisini, soruşturma sonucu vereceği kararın kapsamını aşmayacak şekilde kullanarak geçecek sürede artabilecek zararlara engel olabilir. Rekabet Kurulu, hakkında tedbir alacağı teşebbüsü bu tedbirleri uygulamaya zorlamak için, tedbire uyulmadığı her gün için ödenmek üzere Kanun'un 17. maddesine göre süreli para cezası verebilir. Rekabet Kurulu faaliyete başladığından bu yana, geçici tedbir yetkisini zaman zaman kullanmıştır. örneğin, 2001 yılında Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından uydu hizmeti veren teşebbüslere yönelik gerçekleştirilen bir rekabet ihlali, soruşturma sonuçlandırılmadan önce geçici tedbir ile durdurulmuş ve bu şekilde söz konusu teşebbüslerin iflası önlenmiştir.
Firmalar arasındaki her anlaşma Rekabet Kanunu'nda yasaklanmış mıdır?
Hayır.
Bir anlaşmanın Rekabet Kanunu kapsamında olması için öncelikle en az iki rakip teşebbüs arasında yapılmış olması gerekir. Bu nedenle örneğin, aynı gruba bağlı iki firma arasında yapılan anlaşmalar Kanun'da yasaklanmamıştır. İkinci ölçüt olarak, bir anlaşmada rekabeti bozma, engelleme ya da kısıtlama amacı ya da bu şekilde bir etki olup olmadığı ya da ileriye dönük olarak bu ihtimali taşıyıp taşımadığı araştırılır. Bu ölçütlerin varlığı halinde dahi rakipler arasındaki AR-GE, işbirliği, uzmanlaşma, birlikte üretim ve birlikte satın alma anlaşmaları gibi değişik türdeki anlaşmalara belli koşullar altında 4. maddedeki yasaklamalardan muafiyet tanınabilmektedir.
Bir pazardaki rakip teşebbüslerin paralel davranışları her zaman "Uyumlu Eylem" olarak değerlendirilebilir mi?
Rakip teşebbüslerin paralel davranışları, örneğin fiyatların eş zamanlı olarak eşit miktarlarda artırılması, ilgili pazardaki rekabetin bozulduğu şüphesini uyandırır. Bu durumun Rekabet Kurumu'na şikayet edilmesi yerinde olacaktır. Ancak paralel davranış, tek başına, uyumlu eylem için yeterli değildir. Rekabet Kurulu, rakipler arasındaki belirsizliklerin yok edilmesi amacına yönelik, gizli bilgilerin, fiyat listelerinin rakiplere gönderilmesi, rekabetçi davranışları etkileyebilecek görüşmeler yapılması gibi doğrudan veya dolaylı bir iletişimin varlığını da araştıracaktır.
Nitekim Kurul, günlük gazetelerin birlikte fiyat belirlediklerine ilişkin başvuru üzerine başlayan soruşturma sonucunda uyumlu eylemin varlığına hükmettiği ve kısaca "Gazete" kararı olarak anılan kararında, "maliyetlerin farklı olduğu bu oligopol pazardaki fiyat belirleme olayında, fiyat tespitinin rekabetin kısıtlandığı piyasalardaki eylemlere benzerliğinin ortaya konulmasının yeterli olmadığını; bunun yanısıra, teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışlarını engelleyen rekabetçi davranışlar altında olmaması gereken bir ilişkinin de ortaya konması gerektiğini" ifade etmiş; başka bir deyişle, uyumlu eylemin ortaya konulmasında, "teşebbüsler arasındaki ilişki + fiyat paralellikleri" yaklaşımını benimsemiştir.
Her türlü birleşme veya devralmanın Rekabet Kurumuna bildirilmesi zorunlu mudur?
Rekabet Kanunu uyarınca hangi tür birleşme ve devralmaların bildirilerek izin alınması gerektiğini Rekabet Kurulu yayınladığı tebliğlerle ilan eder. Nitekim Kurul'un 1997/1 sayılı ilk tebliği bu amaçla yayımlanmıştır. Mevcut düzenlemeye göre, bildirim zorunluluğu için öncelikle ortada kontrolün el değiştirmesine yol açan bir birleşme ya da devralmanın olması gerekir. örneğin, aynı grubun kontrolu altındaki teşebbüslerin birleşme veya devralmaları rekabet hukuku bakımından birleşme/devralma sayılmaz. Bu koşul karşılansa bile bildirim zorunluluğu için işlemin taraflarının toplam pazar payının %25'i veya bir önceki yıl elde ettikleri toplam cironun 25 trilyon TL'yi aşması gerekmektedir. Bu eşiklerin altında kalan işlemler için izin başvurusuna gerek bulunmamaktadır.
Süreli para cezası nedir?
Rekabet Kurulu görevlerini yerine getirirken karşılaştığı sorunları aşmak ve daha etkin bir biçimde sürece müdahele edebilmek için teşebbüslere süreli para cezası verme yetkisiyle donatılmıştır. Süreli para cezasının en önemli özelliği, başlığından da anlaşılacağı üzere Kanun'a aykırı eylem ya da işlemin devamı halinde her gün için belli bir miktar para cezasının uygulanmasıdır. Kanun'un 17 nci maddesine göre:
Kurumun yaptığı soruşturmaların sonucunda aldığı kararlara ve diğer tedbir kararlarına uyulmaması,
Hakim durum oluşturmaya veya bu durumu güçlendirmeye yönelik olmakla birlikte Kurul'a da bildirilmeyen birleşme ve devralmaların geçersiz sayılıp, işlemden önceki duruma dönülmesi yönündeki kararlara uyulmaması,
Kurul'un muafiyet veya menfi tespit verirken yerine getirilmesini karara bağladığı koşulların sağlanmaması,
Kurul uzmanlarının yerinde inceleme yapmalarının engellenmesi
hallerinde her gün için süreli para cezası uygulanır.
Hakim durumda olan teşebbüsün her davranışı kötüye kullanma olarak nitelenebilir mi?
Hakim durumda olan teşebbüs doğal olarak kâr elde etmek ve pazar payını korumak için diğer teşebbüsler gibi davranmaya devam edecektir. örneğin rakiplerin satışlarını ve pazar paylarını artırmak için kampanyalar, fiyat indirimleri gibi politikalar uygulamasına tepki olarak hakim durumdaki teşebbüs de bu tür davranışlar içine girebilir. Bu davranışların meşru olduğu ve kötüye kullanma olarak değerlendirilemeyeceği açıktır. Ancak, hakim durumdaki teşebbüsün rakiplerini pazar dışına itmek için veya pazara girmeyi düşünen yeni bir teşebbüsü engellemek için maliyetin altında yıkıcı bir fiyatla satış yapmak gibi davranışlar sergilemesi bir kötüye kullanma halidir. öte yandan, hakim durumdaki bir teşebbüsün hakim durumda olmayan teşebbüslerin bazı davranışlarını göstermesi de hakim durumun kötüye kullanılması olarak nitelenebilir. Bu nedenle, hakim durumda olan teşebbüsler davranışlarında "özel bir sorumluluğa" sahip olmalıdır. özel sorumluluk için ölçüt, pazardaki rekabetin bozulmamasıdır.
İntifa Hakkı ve Benzeri Etkiye Sahip Sözleşmeler İle İlgili Sık Sorulan Sorular ve Cevaplar
Rekabet Kurulunun 30.10.2008 tarihli Total-Akdağ kararı ve 5.3.2009 tarihli Barbaros-Alpet ve Polpet-Moil kararlarıyla şekillenen sürece bağlı olarak Rekabet Kurumuna yazılı ve sözlü şekilde yöneltilen çok sayıda soru bulunmaktadır. Bu bağlamda Kurulun intifa ve benzeri etkiye sahip sözleşmeler ile bayilik sözleşmelerinin ilişkisine dair yaklaşımının, somut olaylarda nasıl uygulanacağı konusunda sektörde çeşitli tereddütlerin var olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle ilgili kararlarla ortaya konulan yaklaşımın ana unsurları aşağıda özet olarak sıralanmış ve en fazla öne çıkan sorular belirlenerek, bu sorulara yönelik aşağıdaki açıklamalar hazırlanmıştır. Sektörün ve kamuoyunun daha net aydınlatılabilmesi bakımından yapılan açıklamalar, verilen örneklerle somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla anılan sorular ve açıklamalarda zaman içinde ve ihtiyaç halinde değişiklik yapılabileceği gibi bunlara yenilerinin de eklenmesi söz konusu olabilecektir. Belirtilen bu açıklamalar 1. Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış olup, Rekabet Kurulu açısından hiçbir bağlayıcılığı bulunmamaktadır.
2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğ çerçevesinde rekabet etmeme yükümlülüğü içeren anlaşmalar bakımından grup muafiyeti kapsamına girebilecek intifa hakkı sözleşmesi (veya benzeri nitelikteki diğer sözleşmeler) ile bayilik ilişkilerini genel olarak iki grupta toplamak mümkündür:
1) İntifa hakkı veren bayi, intifa hakkı tanıdığı sağlayıcı (dağıtıcı) ile intifa verilen arazi üzerindeki istasyon dahilinde azami beş yıllık bir bayilik ve intifa sözleşmesi yapabilir. Dolayısıyla intifa hakkı veren bayii, her beş yılın sonunda bayilik sözleşmelerini yenilerken, intifa sözleşmelerini de buna uygun olarak en fazla beşer yıllık dönemler halinde akdetmelidir.
2) İntifa hakkı sahibi sağlayıcı, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5. maddesinin (a) bendi hükmü çerçevesinde getirilen istisna kapsamında, intifa veren malik ile bağlantısı olmayan üçüncü kişilerle intifa hakkının süresi sonuna kadar beş yılla sınırlandırılmaksızın bayilik sözleşmeleri yapabilir. Ancak bu tür bir durumda malik ile dağıtıcı arasındaki ilişkinin en baştan itibaren sadece intifa, kira vb. sözleşmeler şeklide kurulması esastır.
1) Rekabet Kurumu tarafından yayımlanan kararlarda, intifa hakkının grup muafiyetinden yararlanma süresinin beş yıl ile sınırlandırıldığı belirtiliyor. Bu sınırlama her koşulda geçerli midir? Bu sürenin aşılmasının sonuçları nelerdir?
Cevap: İntifa ve benzer etkiye sahip sözleşmelerin muafiyetten yararlanma sürelerinin beş yıl ile sınırlandırılmasının nedeni, bu tür sözleşmelerin bayiler üzerine getirilen rekabet yasağının süresini fiilen uzatarak, 2002/2 sayılı Tebliğ ile izin verilen beş yılın ötesine taşımasıdır. Dolayısıyla bu sınırlama, intifa ve kira gibi sözleşmelerle bayilik sözleşmesinin taraflarının hukuki ya da iktisadi olarak aynı olmaları halinde geçerlidir.
Örnek: İstasyon sahibi A, 1.1.2008 tarihinde dağıtım şirketi ile beş yıllık bayilik anlaşması yapmış ve aynı tarihte dağıtım şirketi lehine yirmi yıllık intifa hakkı tanımıştır. İstasyon, bizzat A’nın sahip olduğu lisans kapsamında işletilmektedir. Burada hem bayilik, hem de intifa sözleşmelerinin tarafları aynı olduğundan; bayilik sözleşmesi beş yılı geçemediği gibi kira ve intifa sözleşmeleri de beş yılı aşan süreler bakımından muafiyetten faydalanamaz. Dolayısıyla mevcut bayilik ve intifa sözleşmesinin muafiyetten yararlanma süresi, 1.1.2013 tarihinde sona erecektir.
Alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan rekabet etmeme yükümlülüğü 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde bireysel muafiyet koşullarını da taşımadığı takdirde, aynı Kanun’un 4. maddesi kapsamında yasak bir anlaşma olarak değerlendirilecektir. Bu durumun özel hukuk alanındaki sonucu, anlaşmanın beş yılı aşan süreler bakımından 4054 sayılı Kanun’un 56. maddesi gereği geçersiz hale gelmesidir. Kanun’un 56. maddesine göre, geçersiz anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifası istenemez. Dolayısıyla kendi borcunu yerine getirmiş olan taraf, karşı taraftan borcunu ifa etmesini isteyemez.
Rekabeti kısıtlayıcı anlaşmanın geçersizliğinin bir diğer sonucu da bu anlaşmaya göre ifada bulunmuş olan tarafın, yerine getirdiği edimleri geri isteme hakkının ortaya çıkmasıdır. 4054 sayılı Kanun’un 56. maddesinde, daha önce yerine getirilmiş edimlerin geçersizlik nedeniyle geri istenmesi halinde, tarafların iade borcunun Borçlar Kanunu (BK)’nun 63. ve 64. maddelerine tabi olacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla taraflar bu durumda beş yılı aşan süreler bakımından karşılıklı olarak münasip bir tazminat ödemek durumunda kalabileceklerdir.
Beş yıllık sürenin aşılmasının bir diğer sonucu ise; anlaşma taraflarının, 4054 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca Rekabet Kurulunun uygulayacağı idari para cezaları ile diğer idari yaptırımlara maruz kalabilecek olmalarıdır.
İntifa ve tapuya şerh edilmiş kira gibi sözleşmelerin muafiyetten yararlanma sürelerinin beş yılla sınırlandırılması kuralının bir istisnası bulunmaktadır. 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5. maddesinin (a) bendinde düzenlenen bu durum aşağıdaki örnekle açıklanabilir:
Örnek: İstasyon sahibi A, istasyonu üzerinde dağıtıcı D’ye yirmi yıl süre ile intifa hakkı tanımak istemektedir. Bununla birlikte A, akaryakıt istasyonunu kendisi işletmek, başka bir ifadeyle “akaryakıt bayiliği yapmak” istememektedir. Bu durumda D, A ile hiçbir bağlantısı olmayan ve bayilik lisansı alabilecek üçüncü bir B kişisi ile bayilik sözleşmesi yaparsa, burada intifa sözleşmesinin süresinin beş yılla sınırlandırılması söz konusu değildir.
Görüldüğü üzere bu örnekte A ve D arasındaki hukuki ilişki en baştan itibaren yalnızca intifa hakkı tanınmasıyla sınırlıdır. A ile D arasında herhangi bir suretle bayilik ilişkisi kurulmamıştır.
2) Uygulamada beş yıllık muafiyetten yararlanma sürelerinin hesaplanmasında hangi tarihler esas alınacaktır?
Yukarıda belirtildiği üzere, intifa, tapuya şerh edilmiş kira vb. sözleşmelerin beş yılı aşan süreler bakımından muafiyet ten yararlanamamasının nedeni, bu sözleşmelerin, “rekabet yasağı”nın süresini fiilen uzatmasıdır. Bu nedenle beş yıllık sürenin tespitinde, dağıtıcı ve bayi arasında kesintisiz olarak süregelen dikey ilişki değerlendirilecektir. Dikey ilişkiden kasıt, taraflar arasındaki bayilik, intifa hakkı, kira, emanet, kredi ve benzeri sözleşmelerden oluşan hukuki ve iktisadi ilişki bütünüdür.
Bu bağlamda, taraflar arasında süregelen rekabet yasağına dayalı dikey ilişkiye başlangıç teşkil eden ilk anlaşmanın yapıldığı tarih esas alınacaktır. Taraflar arasındaki, rekabet yasağı içeren bayilik sözleşmesi ile birlikte intifa, tapuya şerh edilmiş kira gibi sözleşmelerin hepsinin aynı anda ortadan kalktığı tarih ise, rekabet yasağının sona erme tarihi olarak değerlendirilecektir. Bayilik sözleşmesi sürmekteyken intifa sözleşmesinin sona erdirilmesi veya tam tersine, intifa sözleşmesi sürmekteyken mevcut bayilik sözleşmesinin sona erdirilerek yeni bir bayilik sözleşmesi yapılması hallerinde, rekabet yasağı sona ermediğinden dikey ilişkinin de kesintiye uğramadığı kabul edilecektir.
3) 18.9.2005 tarihi öncesinde yapılan intifa ve benzeri etkiye sahip sözleşmelerin 18.9.2010 tarihine kadar grup muafiyetinden faydalanabileceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda bu sözleşmelerin beş yıl kuralına uyumu hangi şekillerle sağlanabilir?
a. Bayilerin, bağlı oldukları dağıtım şirketleriyle sözleşmelerini yenilemek istememeleri halinde, bu anlaşmalar bakımından 5 yıl kuralına uyum nasıl sağlanabilir?
b. Bayilerin, bağlı oldukları dağıtım şirketleriyle sözleşmelerini yenilemek istemeleri halinde, bu anlaşmalar bakımından 5 yıl kuralına uyum nasıl sağlanabilir?
Cevap:
a. 18.9.2005 tarihinden önce yapılmış olan sözleşmeler bakımından, uyumlaştırma süreci 18.9.2003 tarihinde başlamış ve 18.9.2005 tarihinde sona ermiştir.
Dolayısıyla, 18.9.2005 tarihinden önce yapılmış olup yine 18.9.2005 tarihi itibarıyla kalan süresi beş yılı aşan sözleşmelerin, azami hadde indirgeme ilkesi gereğince 18.9.2010 tarihine kadar muafiyetten yararlanma ve uygulanma olanağı vardır.
Bu durumda, yani bayilerin bağlı oldukları dağıtım şirketleriyle sözleşmelerini yenilemek istememeleri halinde 18.9.2010 tarihine kadar intifa ve tapuya şerh edilmiş kira sözleşmelerinin sona erdirilmesi ve tapudaki şerhin kaldırılması gerekmektedir.
Yukarıda da yer verildiği üzere; muafiyetten yararlanma süresinin tespitinde, dağıtıcı ve bayi arasında kesintisiz olarak süregelen dikey ilişki değerlendirilecektir. Bu nedenle yalnızca bayilik sözleşmesinin yakın bir tarihte yenilenmiş olması bir bütün halinde değerlendirilen anlaşmanın, 18.9.2010 tarihinden sonra grup muafiyetinden yararlanmasına imkan sağlamayacaktır.
Örnek: 1.1.2003 tarihinde onbeş yıl süre ile intifa sözleşmesi ve beş yıl süre ile bayilik sözleşmesi yapılmış olsun. 1.1.2008 tarihinde ise beş yıllık süre için yeni bir bayilik sözleşmesi yapıldığını varsayalım. Bu durumda dahi, bir bütün olarak intifa sözleşmesi ve bayilik sözleşmesinden oluşan anlaşmanın, 18.9.2010 tarihinden sonra grup muafiyetinden yararlanması mümkün değildir. En geç bu tarihte söz konusu sözleşmelerin uygulanmasına son verilmesi gerekmektedir. Tarafların bu tarihten önce intifa ve bayilik sözleşmelerinin her ikisini de sona erdirerek beş yılı aşmayacak şekilde yeni bir bayilik ve intifa sözleşmesi akdetmeleri mümkündür.Ancak, sözleşmesini yenilemek istemediği halde zorlamalarla karşılaşan bayilerin Rekabet Kurumu’na başvurmaları ya da bu durumun Kurum tarafından tespit edilmesi halinde, dağıtım şirketleri hakkında 18.9.2010 tarihinden itibaren 4054 sayılı Kanun çerçevesinde işlem yapılabilecektir.
b. Her iki tarafın da bayilik ilişkisine devam etmek istemeleri halinde ise tapudaki kaydın kaldırılarak yeniden sözleşme yapılması ve tekrar tapuya tescil edilmesi mümkün olduğu gibi tarafların açık iradesini ortaya koyan başka hukuki yolların tercih edilmesi de mümkündür. Örneğin taraflar arasında, bayinin mevcut intifa/kira sözleşmesini sonlandırma hakkının bulunduğu, buna karşın aynı dağıtım şirketi ile anlaşma yapmak istediği hususlarının açıkça ifade edildiği ve söz konusu süre kısaltma işlemine ilişkin taraf iradelerinin yer aldığı ayrı bir yazılı anlaşma imzalanması halinde, intifa hakkının tesisi aşamasındaki şekil şartlarına aynen uyulması ve mülkiyet hakkı sahibi ile birlikte intifa/kira hakkı lehdarının ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne bizzat başvurmaları suretiyle resmi senet düzenlenerek tapuda intifa/kira hakkı sürelerinin kısaltılması işlemi yapılabilecektir. Ancak süre kısaltma işlemi sadece 18.9.2005 tarihinden önce imzalanmış olan intifa/kira sözleşmeleri için 18.9.2015 tarihinde sona erecek şekilde gerçekleştirilebilecektir.
4) 18.9.2005 sonrası yapılan intifa ve benzeri sözleşmelerin süreleri ne zaman beş yıl kuralına uygun hale getirilmelidir?
a. Uyumlaştırma hemen mi yoksa bayilik sözleşmesi süresinin sonunda mı yapılmalıdır?
b. Şayet uyumun hemen sağlanması gerekli ise; sözleşmelerin bayilik sözleşmesi süresinin sonundan itibaren beş yıla çekileceği konusunda bugünden bir mutabakat yapmak yeterli olur mu?
Cevap:
a. 18.9.2005 tarihinden sonra yapılmış olup süresi beş yılı aşan sözleşmelerin, yapıldıkları tarihten itibaren beş yıl süre ile muafiyetten yararlanma ve uygulanma olanağı vardır. Bu sözleşmeler bakımından herhangi bir uyumlaştırma söz konusu olmayıp yapıldıkları tarihten itibaren beş yıllık sürenin sonunda intifa ve kira sözleşmelerinin feshedilmesi ve tapudaki şerhin kaldırılması gerekmektedir.
Her iki tarafın rızası olmak kaydıyla, mevcut sözleşmeler sonlandırılarak beş yılı aşmayacak şekilde yeni bayilik sözleşmesi yapılması ve bununla uyumlu olarak intifa ve kira sürelerinin de beş yılı aşmayacak şekilde yenilenmesi söz konusu olabilir. Mevcut intifa veya kira sözleşmesi sonlandırılmaksızın yalnızca bayilik sözleşmesinin yenilenmiş olması, 2002/2 sayılı Tebliğ’e uygunluğun sağlanması bakımından yeterli olmayacaktır.
Ancak, sözleşmesini yenilemek istemediği halde zorlamalarla karşılaşan bayilerin, Rekabet Kurumu’na başvurmaları ya da bu durumun Kurum tarafından tespit edilmesi halinde, dağıtım şirketleri hakkında Kanun çerçevesinde işlem yapılacaktır.
Diğer taraftan beş yıllık sürenin, intifa ve benzer etkiye sahip sözleşmelerin muafiyetten yararlanabileceği üst sınır olarak anlaşılması gerektiği unutulmamalıdır. Taraflar arasındaki kesintisiz olarak devam eden dikey ilişkinin süresi dikkate alınacağından, kimi durumlarda bu tür sözleşmelerin muafiyetten yararlanma süresinin beş yıldan daha kısa olma ihtimali bulunmaktadır.
Yukarıda yer alan açıklamalar iki ayrı örnekle somutlaştırılmaya çalışılmıştır.
Örnek 1: 1.1.2006 tarihinde beş yıllık bayilik sözleşmesi imzalanmış, 1.1.2007 tarihinde ise 15 yıl süreli intifa sözleşmesi imzalanmış olsun. Bu durumda her iki sözleşmenin de muafiyetten yararlanma süresi 1.1.2011 tarihinde sona erecektir.
Örnek 2: 1.1.2006 tarihinde üç yıllık bayilik sözleşmesi ve on yıllık intifa sözleşmesi imzalandığını varsayalım. Bayilik sözleşmesi 1.1.2009 tarihinde beş yıllık bir süre için yenilenmiş dahi olsa; bayi üzerindeki rekabet yasağı intifa sözleşmesi nedeniyle hiç kesintiye uğramamış olacağı için, bu sözleşmelerin de muafiyetten yararlanma süresi 1.1.2011 tarihinde sona erecektir.
b. Bu türden bir mutabakat, mevcut sözleşmenin süresinin sonundan itibaren beş yıl daha yenilenmiş sayılacağı anlamına geldiği için, anlaşmanın 2002/2 sayılı Tebliğ’de öngörülen süre sınırının dışına çıkmasına neden olacaktır.
5) Bayilik sözleşmesinin süresi sonunda bayi, sözleşmeyi devam ettirmek istemiyorsa ve intifa süresi devam ediyorsa (örneğin on yıllık süre daha varsa) dağıtıcı intifa hakkını kullanarak başka bir bayi ile beş yıllık bayilik sözleşmesi yapabilir mi?
Cevap: Yukarıda belirtildiği üzere, Tebliğ’in 5 (a) maddesinde yer alan istisna hükmü esas itibarıyla, istasyon sahibinin dağıtıcıya en baştan itibaren yalnızca kira veya intifa hakkı tanıdığı ve fakat taraflar arasında herhangi bir bayilik ilişkisinin bulunmadığı durumları düzenlemektedir. Dolayısıyla taraflar arasında hem intifa veya kira hem de bayilik sözleşmesi bulunduğu hallerde, kural olarak mevcut bayilik sözleşmesinin tarafları değiştirilerek geriye kalan intifa süresi bakımından istisna hükmünün kapsamına girilemeyecektir.
Diğer taraftan, özellikle akaryakıt sektörü bakımından gerek dağıtıcıların alt piyasaya erişimi gerekse bayilerin yürüttükleri ticari faaliyet ile istasyon arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle, bayilik faaliyetinin istasyondan bağımsız olarak ele alınması mümkün değildir. Dolayısıyla, Tebliğ’in azami beş yıl süre ile rekabet yasağına muafiyet tanınmasına dair hükmünün, bayilik faaliyetinin yürütüldüğü istasyondan bağımsız olarak değerlendirilmemesi gerekir. Bu bakımdan akaryakıt sektörü özelinde beş yıllık rekabet yasağı süresinin; “bir dağıtıcının bir istasyonu tek seferde yapacağı sözleşmeler yoluyla diğer dağıtıcıların faaliyetine kapatabileceği üst sınır” olarak yorumlanması gerekmektedir.
Dağıtıcı ile istasyon sahibi arasında hem bayilik hem de intifa (kira vb.) sözleşmesinin bulunduğu durumlarda, intifa sözleşmesinin muafiyetten yararlanabileceği üst sınır taraflar arasındaki dikey ilişkiye esas teşkil eden ilk anlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren beş yıldır. Bu nedenle, dağıtıcının istasyon sahibi ile bağlantısı olmayan üçüncü bir kişi ile yapacağı bayilik sözleşmesinin süresi de bu beş yıllık süre ile sınırlıdır.
Örnek: İstasyon sahibi A, dağıtıcı D ile 1.1.2008 tarihinde üç yıl süreli bayilik ve on yıl süreli kira sözleşmesi yapmıştır. 1.1.2011 tarihinde A, D ile aralarındaki bayilik sözleşmesini yenilemek istememektedir. D’nin kira sözleşmesine dayanarak, A ile bağlantısı olmayan üçüncü bir kişiyle yeni bir bayilik sözleşmesi yapması durumunda dahi, gerek bu bayilik sözleşmesinin gerekse A ile arasındaki kira sözleşmesinin 2002/2 sayılı Tebliğ ile tanınan grup muafiyetinden yararlanabileceği süre 1.1.2013 tarihinde sona erecektir.
6) Her beş yılda bir tarafların anlaşmaları halinde uzayan ve fakat anlaşmamaları halinde geri kalan süreye tekabül eden yatırımın geri ödenmesini öngören ve uzamayan beş yıldan uzun süreli intifa sözleşmelerinin grup muafiyetinden yararlanması mümkün müdür?
Cevap: Yukarıda yer verilen esaslardan da anlaşılabileceği gibi 2002/2 sayılı Tebliğ uyarınca bayilik sözleşmeleri ile bu sözleşmelerde yer alan “rekabet etmememe yükümlülüğü” süresine etki eden intifa sözleşmeleri, kira sözleşmeleri v.b. sözleşmelerin tamamı tek bir dikey anlaşma olarak kabul edilmektedir. Bu nitelikte bir dikey anlaşma ile bayiye 5 yıldan uzun süreli rekabet yasağı getirilmesi, söz konusu dikey ilişkiyi grup muafiyeti kapsamı dışına çıkaracaktır. Dolayısıyla bu esaslar doğrultusunda bayilik sözleşmeleri ile birlikte düzenlenen intifa sözleşmelerinin, beş yılı aşan süreler bakımından 2002/2 sayılı Tebliğ ile tanınan grup muafiyetinden yararlanması mümkün değildir.
Diğer taraftan kimi durumlarda salt intifa ve benzer etkiye sahip sözleşmelerin sürelerinin beş yıl olarak belirlenmesi dahi, anlaşmaların grup muafiyeti kapsamında sayılması için yeterli olmayabilir. Bu durum şu şekilde açıklanabilir: 2002/2 sayılı Tebliğ’in açıklanmasına ilişkin Kılavuzun 37. paragrafına göre; alıcının beş yıllık süre sonunda rekabet etmeme yükümlülüğünden kurtulmasını engelleyen herhangi bir fiili durumun olmaması gerekmektedir. Örneğin, sağlayıcı alıcıya kredi temin etmiş ise bu kredinin geri ödemesi, alıcının beş yıl sonunda rekabet etmeme yükümlülüğünden kurtulmasını engelleyecek şekilde düzenlenmemelidir.
İntifa sözleşmesi karşılığında dağıtıcı şirket tarafından bayiye yapılacak yatırımın tutarı ve geri dönüş süresi de; beş yılın sonunda bayinin bayilik sözleşmesini sona erdirmesini engellemeyecek şekilde belirlenmelidir. Örneğin bayiye gerekli olandan yüksek miktarda kredi ya da borç verilmesi ve beş yılın sonunda bu bedellerin bayiden talep edilerek bayinin sözleşmesini sona erdirmesinin engellenmesi ya da zorlaştırılması, duruma göre “fiili bir engel” olarak nitelendirilebilir.
Böyle bir durumda söz konusu bedellerin beş yılın sonunda talep edilmesi gibi yükümlülükler, 2002/2 sayılı Tebliğ’in açıklanmasına ilişkin kılavuzun 37. paragrafında belirtilen anlamda, bayinin rekabet etmeme yükümlülüğünden kurtulmasını engelleyen fiili bir durum olarak nitelenebildiği sürece geçerli olmayacaktır. Dolayısıyla 2002/2 sayılı Tebliğ uyarınca asıl olan; anlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren her beş yılın sonunda, bayinin mevcut anlaşmayı sonlandırmak ya da yeniden müzakere ederek azami beş yıllık bir süre için yenilemek konusundaki özgür iradesinin tam olarak ortaya konulabilecek olmasıdır.
7) Mevcut bayilik sözleşmelerinden rekabet etmeme yükümlülüğü kaldırılır ise ne olur? Bu durumda beş yıllık süre sınırlaması geçerli midir?
Cevap: 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 8. maddesine göre bayiler ile dağıtıcılar arasında imzalanan anlaşmalar münhasır nitelikte düzenlenmelidir. Dolayısıyla Kanunun ilgili hükmü gereğince akaryakıt sektöründe imzalanan bayilik anlaşmalarından rekabet etmeme yükümlülükleri kaldırılamaz.
8) Oto LPG sözleşmeleri de söz konusu kararlar kapsamında mıdır?
Cevap: Rekabet Kurulunun ilgili kararlarında ortaya konulan esaslar oto LPG sektörü için de geçerlidir.