Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, işgücü pazarlarındaki rekabetçi sorunlara yönelik olarak Anadolu Ajansı'na açıklamalarda bulundu. (5.5.2021)

Geçtiğimiz hafta manşetlere düşen ve Rekabet Kurumu’nun, çoğunluğu inovasyona dayalı teknoloji şirketlerinden oluşan 32 şirket hakkında işgücü pazarındaki eylemleri nedeniyle soruşturma başlattığı haberi büyük yankı uyandırdı. Son yıllarda rekabet otoritelerinin radarına sıklıkla girmeye başlayan işgücü pazarları, Rekabet Kurumu tarafından ilk defa bu çapta bir soruşturmaya konu edildi. Biz de işgücü pazarlarındaki rekabet hukuku meselelerini, Rekabet Kurumu Başkanı Sayın Birol Küle ile mercek altına aldık.
 

İşgücü pazarlarındaki rekabet sorunları, aslında yeni bir mesele değil

Başlattığımız soruşturmalar hakkında bilgi vermeye geçmeden önce, işgücü pazarlarındaki rekabet hukuku meselelerinin tarihsel arka planını ortaya koymanın faydalı olacağını düşünüyorum. 

1700’lü yılların ünlü iktisatçısı ve müteşebbisi John Law, İngiltere’nin teknoloji düzeyini yakalamanın yolunu nitelikli işçileri Fransa’ya getirerek istihdam etmekte bulmuştur. Nitelikli işçilere sahip olmanın, ileri teknolojik ürünlere erişim için tek yol olduğu o dönemde İngiltere, bu süreci engelleyemeyince 1719 yılında, işçilerin çalıştırılmak üzere yurtdışına çıkarılmasını yasaklamıştır. Teknolojiyi ele geçirme fikrine dayanan ve daha sonraki yıllarda endüstriyel casusluğun da devreye sokulduğu bu yarış 18’inci yüzyıl boyunca devam etmiş ve zaman içerisinde evrilerek “istihdam etmeme, çalışan ayartmama ve ücret sabitleme” gibi anlaşmalar şeklinde günümüze kadar uygulana gelmiştir.

Konuyla ilgili olarak Adam Smith’in ünlü “Ulusların Zenginliği” eserinde ise şu ifadelere yer verilmiştir: “İşverenler arasındaki birliklerin kulağımıza çalındığı pek olmaz da işçilerinkini sık sık duyarız”. Gerçekten de çalışanların toplu pazarlık haklarını hepimiz duymuşuzdur. Fakat çalışanların emeğin satıcısı, işverenlerin ise emeğin alıcısı konumunda bulunduğu işgücü pazarları bakımından tarihsel olarak yoğun bir rekabet hukuku uygulamasından bahsetmek mümkün olmamıştır.

Bu durumun temel nedeni, farklı disiplinlerin, özellikle de iş hukuku düzenlemelerinin çalışanı dolayısıyla işgücü pazarını koruduğu ve bu konuların iş hukukuna özgü olduğu varsayımıdır. Ancak son yıllarda bu durum tersine dönmüş rekabet hukuku camiasında ve OECD gibi uluslararası kuruluşlar nezdinde çokça tartışılan platform ekonomileri, dijital pazarlarda veri sahipliği gibi güncel konuların yanına işgücü pazarları da eklenmiştir. 
 

İşgücü pazarları, rekabet hukuku bakımından neden önem arz ediyor?

Rekabet Kurumu olarak yaptığımız soruşturmalarda son zamanlara kadar mal ve hizmet pazarlarına odaklanılması nedeniyle istihdam pazarına yönelik centilmenlik anlaşmaları hakkında açtığımız soruşturmalar ilgi uyandırmaktadır. Bu sebeple söz konusu soruşturmaların arka planı ve pazar ekonomisine olası katkıları hakkında açıklamalar yapmak elzem olmuştur.

Son yıllarda hepimizin şahit olduğu dijitalleşme, iş yapma şekillerindeki değişimler ve küresel ölçekte güçlenen ve bundan belki 15-20 yıl önce henüz var olmayan teşebbüslerin pazar paylarının hızlı artışı, pandemi döneminde daha da belirginleşmiştir. Bu değişim karşısında işgücünün pazarlık gücünün gerilediğini ve artan refahtan yeterli payı alamadığını görüyoruz. Nitekim, geçtiğimiz ay yayımlanan ve son 40-50 yıllık küresel sektörel yoğunlaşma profillerini ortaya koyan “Yükselen Pazar Gücü” başlıklı Uluslararası Para Fonu/IMF yayınında da pazar lideri teşebbüslerin pazar payları ve karlılıkları artarken, çalışanların bu iyileşmeden herhangi bir fayda sağlayamadığı ifade edilmektedir. 

Bizim açımızdan işgücü pazarlarında rahatsız edici unsur ve aynı zamanda soruşturmalarımızın konusu, işgücünün teşebbüsler arasında hareketini engellemeye yönelik çeşitli uygulamalardır. Bu uygulamalar neticesinde tüketici refahını maksimize etmeyi hedefleyen Rekabet Hukuku açısından rahatsız edici birtakım sonuçlar ortaya çıkmaktadır. 

Öncelikle mobilitesi azalan işgücü bugünkü ekonomik hayatın vazgeçilmez bir unsuru olan inovasyonu azaltmaktadır. Başka teşebbüslerde çalışması zorlaşan çalışanların ekonomik değer yaratma sürecinde katkısının azalması kaçınılmazdır. İnovasyonun azalması neticesinde hiç şüphesiz ekonomik büyüme ve bir bütün olarak ülke ekonomisinin rekabet gücü de zarar görmektedir.

Diğer bir olumsuz sonuç da çalışanların emeğinin karşılığı olan ücretlerin gerçek değerini bulamamasıdır. Hak edilenden daha düşük ücret, çalışanların refahtan aldıkların payın azalmasına ve ekonomiye tüketim ve tasarruf yoluyla sağladıkları katkının bir o kadar geride kalmasına neden olmaktadır. Bu ülkede eğitim almış, yetişmiş ancak değerini bulamayan işgücünün yurt dışına yönlenmesinden hiç bahsetmiyorum bile.
 

Konuyla ilgili olarak hâlihazırda devam eden 2 soruşturmamız var

İşgücü pazarlarındaki rekabet sorunlarıyla ilgili ilk soruşturmamız bazı hastaneler hakkında. Hepimizin malumu olduğu üzere sağlık çalışanlarımız, pandemi döneminde oldukça özverili bir şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Çok şey borçlu olduğumuz sağlık çalışanlarımızın, çalışma koşullarında en ufak geriye gidişe yol açabilecek rekabet karşıtı uygulamalar bizim en hassas olduğumuz konulardan biri. İşte bu soruşturmada bazı hastanelerin, personellerinin diğer hastanelere transferini engelleyen uygulamaların olup olmadığı hususunu titizlikle inceliyoruz. 

İkinci soruşturmamız ise çok daha geniş kapsamlı ve ağırlıklı olarak dijital pazarlarda faaliyet gösteren aktörleri kapsamakta. Daha da önemlisi bu soruşturma, sadece işgücü pazarındaki eylemleri konu edinmekte. Dolayısıyla bu soruşturmanın nihayetlenmesi elbette kapsamı ve bazı ilkleri barındırması nedeniyle biraz vakit alacaktır. Ancak, Rekabet Kanunu’nun bize verdiği görev ve yetkilerin yanında ben şahsım adıma bunu ahlaki bir sorumluluk olarak da görüyorum. Bu sebeple girişimcilik ve inovasyonun ön plana çıktığı dijital çağda, çalışanların ülkemiz ekonomisi ve üretkenliği için taşıdığı önemin bilinciyle Rekabet Kurumu olarak mal ve hizmet pazarlarının yanı sıra işgücü pazarının rekabetçi yapısını korumak için elimizden geleni yapacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
 

İşverenlerin de endişelerinin farkındayız. Onlara rehberlik edecek bir kılavuz çalışması başlatmak istiyoruz

Elbette iş verenlerin fikri ve sınai mülkiyet hakları ile ticari sırların korunmasına ilişkin endişelerinin farkındayız. Bunları ciddiye alıyoruz, ancak bunu önlemenin yolu iş gücünün hareketliliğini engellemeye yönelik uygulamalardan ziyade bu hakların korunmasına ilişkin yasal çerçevedir.

Öte yandan, işgücü pazarlarındaki rekabet hukuku sorunlarının görece yeni olması nedeniyle, şirketlerin ve işverenlerin yaşayabileceği hukuki belirsizlikleri gidermek adına bir kılavuz çalışması başlatmak da önceliklerimiz arasında.